25 Şubat 2018 Pazar

Roman İskeleti - 3


Arlat sessiz ve ağır adımlarla restorana doğru yaklaştı. Restoran, etrafında çitlerin olduğu bahçeli bir arsanın ortasına inşa edilmişti. Arlat bu restaurant’ta olaylardan önce kimlerin yemek yediğini, buralarda neler yaşandığını aklından geçirdi. Aynı zamanda gerçek dünyanın da farkındaydı. Bir an da dikkatini restoran’ın kırık penceresine verdi. Ağır adımlarla pencereye doğru yaklaştı. Cama elini uzattı ve üzerindeki tozu sildi. Başını yaklaştırdı ardından içeri dikkatlice baktı. Hava kararmaya başlamıştı. İçerisi karanlık, pek bir şey görünmüyordu. Elini sırtındaki çantasına uzattı ve çantasını sırtından çıkarmadan elini içine attı. Fermuarını acil durumlar için açık bırakmıştı. İçerisinden usulca el fenerini çıkardı ve içerisini daha iyi görebilmek için düğmesine bastı. Artık içerisi rahatça görünebiliyordu. El fenerini camdan içeriye doğru önce sağ sonra sola doğru gezdirdi. İçerisi çokta iç açıcı değildi. Yerlerde tavandan düşen kuruntular, kırık cam parçaları var, duvarlar ise harap haldeydi. Sonra ışığı biraz daha ileriye yansıttı, boylu boyunca ayakta duran buzdolaplarını gördü ve içerisinde ne kadar yiyecek olduğunu tahmin etmeye çalıştı. Ama Arlat’ı asıl heycanlandıran arka kısımda gördüğü soğutma deposuydu. Elektriklerin henüz bir kaç gün önce gitmesinden dolayı içerisinde hala çürümemiş yiyecekler olabileceğini aklından geçirdi. İçeri girmek için restoranın kapısına yaklaştı. İçeri girmek istedi ama bunu yapamazdı çünkü içeride neyin olduğundan haberi yoktu. Adal’ın uyarıda bulunduğu cümle aklına geldi. Arlat bir an kafasını yere eğdi, bu kadar çabuk dönmek istemedi. En azından çantasına bir şey koymak istemişti. Ama başına bir şey gelip Adal’ı bu kıyamette yalnız başına bırakmaya cesaret edemedi. Hızlıca arabasına dönüp sığınağa doğru yol aldı.

Adal sığınakta yiyeceklerin, silahların, mermilerin, tıbbı malzemelerin sayımını bitirmiş, tarladaki mahsüllerle ilgileniyordu. Adal’ın babasının eski günlerde küçük ama içi huzur dolu çiftliği vardı. Orada hayvanlarla, tarlayla ilgilenmekten zevk alıyordu. Ama şimdi bunu yapmaktan hiç hoşnut değildi. Bu işi artık zevk için değil hayatta kalmak için yapıyordu. Kapıdan 6 defa tok bir ses geldi. Arlat çantasında her zaman duran sopasını çıkarmış, onunla vurmuştu kapıya. İkisi arasındaki bir şifreydi bu. Kapıya yardıma muhtaç veya sığınağı ele geçirmek isteyen başka insanlar da gelebilirdi. Bu şekilde dışarıdan Arlat'ın ya da Adal'ın geldiği anlaşılıyordu. Adal elindeki çapayı kompostları koydukları kutunun yanına bırakıp kapıya doğru hızlı adımlarla ilerledi. Arlat’ın gidişinde yaptığı gibi kapının kilidini açtı kendine doğru çekti ve ahşap kapı yine aynı rahatsız edici sesle açıldı. Gelen Arlat’tı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder