21 Şubat 2018 Çarşamba

Roman İskeleti - 2


               
Yola çıkış...          

            Arlat ve Adal zorlukla kurdukları sığınaklarında uzun süre yaşamayı başardılar. Bu sığınak küçük, yıkık bir atölye ve önündeki yeşil otlarla kaplı bahçeden oluşuyordu. Ellerinden geldiğince yaşanabilir hale getirmişlerdi. Kendilerine yetecek kadar sebze-meyve ekmişler, etrafına ise odundan duvarlar örmüşlerdi. Duvarların arasında dışarıya açılan birde kapı duruyordu. İkisi de kapıya yaklaştı. Son bir kez kontrolleri yaptıktan sonra Arlat’ın dışarıya çıkması gerekiyordu. Adal kapının kilidini açtı ve kendine doğru çekti. Kapı uzun süredir yağlanmadığından rahatsız eden bir sesle açıldı. Arlat, kapıda duran arabalardan yeşil renkli olanın yanına yaklaştı, kapısını açtı ve bindi. Arabayı çalıştırdı, geride bir hayat bırakarak sığınaktan uzaklaştı.
              
             Adal’ın sığınakta kalması gerekiyordu. Sığınağın devamlılığı için sürekli bakıma ihtiyacı vardı. Tarlaya bakılmazsa mahsullere hayvanlar ve haşereler dadanır yiyecek elde edemezlerdi. Sığınakta kimse kalmazsa yağmacılar gelir her şeyi alırlardı. Bunların hiç biri olmazsa jeneratörlerin benzini biter ve her şey yok olurdu. Bu yüzden her defasında ikisi birlikte keşfe çıkamazdı. Bu kez Adal geride kaldı ve Arlat gitti kıyametin ortasına. Adal sığınakta yiyecek, silah ve tıbbı malzeme gibi hayatta kalmalarına yardımcı olacak malzemelerin sayımını yaptı. Pek umudu kalmamıştı Adal’ın. Hayatlarını devam ettirebilecek kadar ne yiyecekleri vardı, ne de yaratıkların sığınağa olası saldırılarında savunabilecekleri silahları. Her şey yetse bile tıbbı malzemenin yetersizliğinden en ufak hastalıkta öleceklerdi. Malzeme bulmak için her hafta bir kişinin dışarıya çıkması gerekiyordu. Bu hafta sıra Arlat’taydı.

               Arlat yolda giderken kendine bir müzik açtı. Bu dünyada insanı rahatlatan pek bir şey kalmamıştı müzik dışında. Bunu da sadece araba sürerken yapabiliyordu çünkü elektriklerin kesilmesinin üzerinden henüz birkaç hafta geçmişti ve sığınakta elektrik miktarı kısıtlı olduğu için her istediklerini yapamıyorlardı.

               Arlat bir an eski günlerin güzelliğine kapılarak ailesiyle birlikte olduğu o eski yaşantısını düşündü. Gözleri özlem ve hüzün ile dolarken, gerçek dünyanın ayırdına vardı. Gittiği bu yol artık yaratıkların işgali altındaydı. Aslında bu daha iyi bir durum muydu ? Yaratıklar insanları yok ederek daha mı iyi olacaktı dünya ? Doğayı katleden, birbiri ile savaşan, bencil insanlar olmayacaktı. Yaratıklar sadece besinleri tüketiyor, sadece amaçları -beslenme ihtiyaçları- doğrultusuna hareket ediyor, dünyaya bu kötülüğü yapan insanları yok ediyordu. Onlar yok etmese bile gün gelecek insanlar kendilerini daha da vahşice bunu yapacaktı zaten. Birden tüm bunları aklından çıkarmak istedi. Sadece şehre gidip yapması gerekenleri yapıp tekrar sıcak yuvasına dönmeyi arzuladı. Bu dünyada sıcaklık sadece, daima ensesinde hissettiği yaratıkların nefesinde vardı. Şaşkınlık dolu gözleri ile birden o yaratıklardan birisini gördü. İçinde artık özlem yerine sadece korku vardı. Gördüğü şey diğerlerinden farklıydı. Kâbuslarında bile görmemişti. Bu yaratıklar insana ait ne varsa barındırıyordu vücutlarında. Ama bazısı insandan farklı grimsi bedenleri, uzun kol ve bacakları, kamburumsu sırtları ve hiç alışık olunmayan -insan beyni gibi- beslenme ihtiyaçları da vardı. Bu yaratıkları görmek bile insanın beyninde çiğnenme hissiyatı oluşturuyordu. Bu yaratıkların nasıl göründüğünü daha öncede biliyordu ama bunu ilk defa görmüştü. Bir an aklından bu yaratıkların neden burada olduğunu geçirdi. Uzun bir süredir sığınağın etrafında yaratıklara rastlanmıyordu. Şimdi bunlardan birisini görmek kendileri için tehlike anlamına geliyordu. Geri dönüp haber verebilirdi. O zaman da gideceği yere geç kalırdı. Bu yaratıklar en çok sevdikleri beyin dışında tercih ettikleri besinlerde vardı. Yaratıklar yiyecekleri bulmadan gidip alması gerekiyordu. Arlat arabayı hızlandırdı. Şehre ulaşmak için elinden geldiğince hızlı gidiyordu. Şehre yanaştı. Artık eski günlerde insanların hayat mücadelesi verdiği o şehir sadece yıkıntılardan ibaretti. Arlat arabayı yavaşlattı ve şehrin merkezine doğru dikkatlice yöneldi. Arabasını bırakıp keşife çıkmak için uygun bir yer aradı. Sonunda yıkıntıların içinde kalmış restoran yazılı tabelayı gördü. Arabayı herhangi bir sorun olduğunda rahatça ulaşıp kaçabileceği bir yere park etti. Arabadan indi, arka kapısını açtı, koltuğun üzerindeki omzuna takabileceği  çantaya uzandı ve askılarından kavradı. Çantayı sağ omzuna aldı. Bir tanesi de sırtında takılıydı. Acil durumlar için ihtiyacı olan her şey vardı içerisinde. Silah, mermi kutusu, yiyecek, su, sargı bezi, el feneri... Omzuna aldığı çanta ise bulduklarını koymak içindi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder